Sayfalar

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Tuna' nın güzeli küçük - büyük şehir; BRATİSLAVA

 Tuna' nın güzeli küçük - büyük şehir; BRATİSLAVA 
 

Budapeşte' nin bende değişik duygular uyandıran mistik güzelliğini geride bırakmak üzere kahvaltımızı erkenden yapıp bir başka güzel şehre, Viyana' ya doğru yola çıkıyoruz. Yolumuzun üzerinde yine çok güzel bir başkent olan Bratislava var. İki saatlik zamanımızda bu küçük başkenti gezmeye çalışacağız. Bratislava dünyada iki ülkeye sınırı olan iki başkentten biri...Hem Macaristan' a hem de Avusturya' ya sınır konumunda. Diğeri de tabi ki doğal olarak Viyana. Bratislava' ya giriş yaptığımız yer Tuna nehri kenarında modern binaların yükseldiği ve bir ayağının üzerine 85 m yüksekliğinde UFO şeklinde restoranın inşa edildiği Novy Most köprüsü. (Yeni köprü)





Bu modern binaların çoğu da zaten çok uluslu şirketlerin Head Office' leri. Kiralar ve bina fiyatları ile yaşam şartlarının daha uygun olması nedeniyle Viyana yerine Bratislava' da konumlanmayı tercih etmişler. Hatta kiraların Viyana' ya kıyasla çok daha ucuz olması nedeniyle Viyana' da çalışıp Bratislava' da ikamet eden birçok Avusturya' lı olduğunu öğreniyoruz. 


Bratislava' nın başkenti olan Slovakya eski Çekoslovakya' nın Slovakya' sı... 1 Ocak 1993 tarihinde son derece demokratik bir halk oylaması ile eski demir perde ülkesi Çekoslovakya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrılıyor. Dünyanın en sorunsuz ve şiddet yaşanmayan ayrılması olarak biliniyor. Eski şehir merkezine girmek için Veba anıtının önünden geçiyoruz. Avrupa' da çoğu şehirde görmeye alıştığımız bu anıtlar zamanında Avrupa' yı kasıp kavuran "Kara Ölüm" den kurtuluş anısına dikilmişler. 


Eski şehir son derece şık binalar, dar sokaklar ve küçük meydanlardan oluşuyor. Oturup gelip geçeni seyredebileceğiniz kafeler ise bu sokakları ve meydanları süslüyor. Bence Bratislava küçük ama keyifli bir şehir... Mozart' ın, Beethoven' ın, Liszt' in ve Haydn' ın zaman zaman yaşadığı sanat kokan küçük bir Avrupa şehri. 







  

Mozart' ın su içtiği çeşmeden su içip onun yeteneklerine sahip olmayı diliyoruz ama sanırım  bu dileklerimiz için çok geç kalmış bulunuyoruz.


Yollarda bazen küçük pirinç kraliyet işaretleri görüyoruz. Kraliyet Saray' ına giden yolları bu şekilde işaretlemişler. Yerde bu işaretleri görmüşken biraz da kafamızı kaldırıp binalara baktığımızda yine çok ilginç bir şey görüyoruz. Eminim ki çoğu kişi görmeden geçiyordur önünden. Bir binaya saplanıp kalmış iri bir top güllesi... Gerçek mi değil mi tam emin olamadım ancak rehberimiz gerçekten o zamanlardan kaldığı yönünde çok ısrarcı olunca inanıyorum. 




Bratislava' nın bende bıraktığı hoş izlenimlerden biri de esprili heykelleri oldu. Kimi zaman bir apartmanın gövdesinde duran dev bir örümcek, kimi zaman kanalizasyondan çıkıp dirseklerinin üzerinde etrafı seyreden işçi, kimi zaman bir binanın köşesinden ünlüleri gizlice fotoğraflayan paparazzi, kimi zamanda yaşarken de herkesi bu şekilde şapkasıyla selamladığı söylenen zihinsel engelli Natsi heykeli... Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden esprili. Hatta kanalizasyon işçisi için bir de trafik levhası var... Esprili belediyecilik anlayışını sevdim. 





Bratislava' da şehir turunu isterseniz çok şık, kırmızı ve üstü açık minibüslerle de yapabiliyorsunuz. 


Bratislava konumu itibariyle Viyana, Budapeşte ve Prag üçgeninin arasına sıkışmış bir yol üstü ara durağı gibi geldi bana. Ancak şehire haksızlık etmek amacıyla söylemiyorum bunu, sadece turizm geliri olarak da baktığımız zaman bu üç şehir Bratislava' ya fersah fersah fark atıyor. Şanslı mı şanssız mı bir konumda olduğuna tam karar veremedim. Zamanımız çok kısıtlı olduğu için Slovakya Ulusal Müzesini, Kraliyet Sarayını ve Bratislava Kalesini ne yazık ki gezemiyoruz.



Buruk bir tad damağımızda kalmış bir şekilde, tekrarlanmasını dilediğimiz bir sonraki Bratislava' gezimizde daha geniş zaman ayırabilme amacıyla Bratislava' dan ayrılıyoruz. Bende bu yazıyı yazarken sanki bu Tuna' nın güzeli küçük - büyük şehire biraz haksızlık ediyormuşum gibi geliyor. Eee gezisi kısa olunca yazısı da kısa oluyor ne yapalım.

Hoşçakal Bratislava...  


4 Ağustos 2013 Pazar

Tuna'nın İki Yakasında - Budapeşte





Atlas Jet' in özel seferi ile 07:30' da Budapeşte'ye hareket etmek üzere tüm hazırlıklarımızı tamamlamış, artık uçağımızın motorlara tam güç vermesini ve tekerleklerini yerden kesmesini bekliyoruz. Eşim ve kızımla beraber 7 gece - 8 gün sürecek Budapeşte, Viyana, Bratislava, Prag ve Dresden seyahatimiz başlamak üzere... Uçağımız Airbus ve koltuk aralıkları 77cm J Dolayısıyla rahat bir yolculuk olacak diye düşünüyorum ve öyle de oluyor zaten. Tam zamanında havalanan uçağımız 1 saat 40 dakikalık konforlu ve rahat bir uçuş sonrasında Budapeşte havaalanına yerel saatle 08:10'da iniyor. Macaristan ile 1 saatlik bir saat farkımız var. Tüm uçak aynı tur ile geldiğimiz için yaklaşık 200 kişilik grubu 4 rehber havaalanında karşılıyor. Bizim rehberimiz Fatih Bey hemen grubumuzu topluyor ve bagajlarımızı da aldıktan sonra otobüsümüze yerleşiyoruz. Rehberimiz Havaalanında para bozdurmamızı pek tavsiye etmiyor. Çünkü Macaristan henüz Euro kullanan bir ülke değil. Para birimi Forint. Havaalanında 1 € = 235 Forint karşılığı bozulurken, şehirde 290 Forint karşılığında bozdurabiliyorsunuz.
Sonunda yıllardan beri merak ettiğim, adından çok söz edilen Tuna' nın kraliçesi Budapeşte' deyiz...

İlk durağımız Kahramanlar Meydanı;


Bir tarafında Sanat Sarayı, bir tarafında da Güzel Sanatlar Müzesi olan ortasında "Cebrail Melek" anıtı ile Meşhur Binyıl anıtı bulunan güzel bir meydan. Macarlar 896 yılında Transilvanya' dan gelerek bu bölgeye yerleşmişler, o yüzden 1896 yılını kendilerinin 1000. Yılı olarak ilan etmişler ve bunu ölümsüzleştirmek için de 1929 yılında tamamlanan bu Binyıl anıtını inşa etmişler. Kendi lisanlarında bu meydanın adı: Hösök Tere


Andrassy Bulvarı, Kahramanlar meydanına doğru uzanan geniş bir bulvar. Tam bir ok gibi nehre doğru saplanıyor. Andrassy caddesi Avrupa' nın ilk ışıklandırmalı bulvarıymış. Ayrıca yine Avrupa' nın ilk yer altı metro hattı da bu Bulvarın altına döşenmiş. Çok geniş bir Bulvar, genelde konsoloslukların olduğu bir cadde. Meşhur Opera Binası ve Terör Müzesi de bu bulvar üzerinde yer alıyor.



Gellert Tepesi ve Citadel, Hepinizin artık aşina olduğu o muhteşem Tuna nehri ve Budapeşte manzarasının en güzel görülebildiği, en güzel fotoğrafların çekildiği o muhteşem tepe ve Osmanlılar tarafından yapılan ve Avusturyalılar tarafından eklemeler yapılan bir kale. 1046 yılında Vata Pagan ayaklanmasında öldürülen piskopos Gerardo' nun bu tepeden aşağı itilerek öldürülmesi ve din uğruna canını vermesi yüzünden kendisi Aziz ilan edilir ve ölüme itildiği bu tepeye de adının Macarcadaki hali olan Gellert Tepesi adı verilir.



Matthias Kilisesi, Balıkçı Tabyaları, Eski Buda' nın merkezi olan şimdiki Kale Bölgesindeki meydanda bulunan Matthias Kilisesi Budapeşte' nin en güzel yapılarından bir tanesi. 1015 yılında yapılan bu Katolik Kilisesi 13. Ve 15. Yüzyıllar arasında tamamen yenilenmiştir. 1541 yılında da Buda Osmanlı İmparatorluğunun eline geçmesiyle kilise camiye çevrilmiş ve Kanuni Buda' ya girdiği ilk gün Şükür Namazını bu camide kılmıştır.




Balıkçı tabyalarında bugün çok güzel restoranlar boy gösterse de kenarlarda yine muhteşem Tuna manzarasını fotoğraflayabileceğimiz seyir alanları mevcut. Kilisenin kulelerinden birinin ucunda bulunan ağzında alyans taşıyan karganın hikayesini ise ne yazık ki öğrenemedim ama hoş bir detay olarak sadece fotoğraflayabildim...

 


Parlamento Binası, Gezmek kısmet olmadı. Zaman yetersizliği nedeniyle içini çok görmek istediğim bu binayı ne yazık ki ancak dışarıdan o muhteşem görüntüsüyle seyretmekle ve fotoğraflamakla yetindik. Tuna Nehri kıyısında bütün haşmetiyle duran bu bina Budapeşte' nin en önemli ve en görkemli sembollerinden biri. Mimarı İnge Steigel. Yapı mimarın ölümünden beş hafta sonra tamamlanabilmiş. Gece ışıklandırması da mükemmel olan bu görkemli yapı 1902 yılında tamamlanmış. Binanın iç sıcaklığı yaz kış 20-21 °C' de sabit. Bu sıcaklık, ısıtılan havanın bina içindeki bütün odalara yer seviyesindeki ızgaralardan verilip, avizeler arasındaki emme sistemleri ile de emilerek hava sirkülasyonu sağlanmak suretiyle sabit ve taze tutuluyormuş. Binanın en yüksek noktası olan kubbenin yüksekliği 96 metre olup Macar yurdunun kuruluşu olan 896 yılını hatırlatmaktadır.



Tüm bu gezilerimiz bizi fazlasıyla yoruyor ve Budapeşte' nin en önemli ve en güzel yaya caddelerinden biri olan Vaci Caddesinde (Vaci Utca) kısa bir yürüyüşten sonra karnımızı doyurmak ve dinlenmek için bu cadde üzerindeki birbirinden güzel restoranlardan birine oturuyoruz. Bu arada uygun fiyatlı döviz bozdurma işlemlerimizi yine bu cadde üzerindeki döviz büfelerinden yapabiliyoruz.

Otelimize yerleşip kısa bir dinlenme faslından sonra akşam katılacağımız Çigan Gecesi için hazırlanmaya başlıyoruz. Rehberimiz bizi şehrin dışında eski bir şarap atölyesi olan güzel bir mekana getiriyor. Girişte kısa bir hoş geldin karşılama seramonisi ve likör ikramını takiben binaya giriyoruz. Giriş koridorunda sağlı sollu insan boyundan büyük fıçılar var. İlk başlardaki bu fıçıların içleri şaraplar, şarap aksesuarları, üzümler, tablolar vs gibi şeylerle süslenmiş ve hoş bir ambiyans yaratılmış, ilerideki fıçıların içi ise masa ve koltuklar ile oturulacak şekilde dizayn edilmiş ve güzel bir ortamda yemek yeme imkanı sunuyor.




Bizim grubumuz kalabalık olduğu için bizi küçük bir sahnenin de bulunduğu daha büyük bir salona alıyorlar. Keyifli bir Çigan Müziği eşliğinde yemeğimize Gulaş Çorbası ile başlıyoruz. Adı çorba ama kendisi başlı başına bir yemek olan Gulaş Macaristan' da en merak ettiğim şeylerden biriydi. Bizim tas kebabının patatesli ve bol sulu haline benziyor. Bana oldukça lezzetli geldi. Biraz acı ama tam benim damak tadımda.





Çigan eğlenceli bir şekilde devam ederken, bizde hem yemeğimizi yiyor hem de kaliteli Macar şaraplarının tadına bakıyoruz. Ayrıca eşim ve kızımla çektirdiğimiz fotoğrafın etiket olarak yer aldığı kırmızı şarabı da çıkarken 10 € karşılığında satın alıyoruz. Bizim için hoş bir hatıra oluyor. Turla bu programa katılıp katılmama konusunda kararsız olan herkese Çigan Gecesi eğlencesini kaçırmamalarını tavsiye ediyorum.


Uçak öncesi de erken kalkmış olmanın vermiş olduğu yorgunluğa ek olarak gün içerisindeki yoğun program ve bu gece eğlencesi ile otelimize vardığımızda artık göz kapaklarımızı tutmakta zorlanıyoruz. Güzel bir uyku, yarın program yine yoğun olacak...

ESZTERGOM (ESTERGON): Sabah Budapeşte' den 50 km uzaktaki kuzeyde yine Tuna nehri kıyısında bulunan Estergon vilayetine (Macarlar Esztergom diyorlar) gitmek üzere erkenden yola çıkıyoruz. Estergon bizim için tarihimizde çok önemli bir yer tutan bir yerleşim yeri. Osmanlı' nın Avrupa' da ulaştığı en batı nokta burası...



Keyifli bir yolda yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk sonrasında otobüsümüz Estergon' a girerken rehberimiz bize hoş bir sürpriz yapıp otobüsün CD çalarından Estergon marşını çalıyor. Estergon kalesine geldiğimizde önce nehrin üzerindeki sınır vazifesi gören köprüden Slovakya tarafına geçip Estergon kalesinden kalan parçaları ve görkemli Estergon bazilikasını tam karşıdan görüyor ve güzel fotoğraflar alıyoruz. Nehrin bu tarafı Slovakya toprağı ancak yaşayan nüfusun çoğunluğu Macar' mış. Bir kahve molasını takiben tekrar aynı köprüden geçip bu sefer kaleye çıkıyoruz. Kale çok yıpranmış ve kötü durumda sadece birkaç duvar parçası kalmış geriye ancak hemen yanında yer alan Macaristan' ın en yüksek binası olan görkemli bir bazilika var.




Zaten Estergon yani Esztergom Macaristan' ın dini başkenti durumunda. Kalenin kalıntılarının olduğu yerde demir parmaklıklar ile çevrelenmiş bir alanda kime ait olduğu bilinmeyen ancak sarıklı mezar taşlarından atalarımıza ait olduğu açıkça belli olan 3-4 tane mezar görüyoruz.



Osmanlı' nın batıda ulaştığı en uç noktadaki bu mezarda yatan tarihimizin bu meçhul kişilerine hayır dualarımızı yollayıp Bazilika' yı da gezdikten sonra son derece orijinal olan bisikletinin arkasındaki İstanbul yazısını tesadüfen gördüğüm bir genç ile biraz sohbet ediyorum. Yarı yatar şekilde kullanabildiği oldukça orijinal bir bisikleti vardı ve uçakla geldiği Ankara' dan başlayan ve Kapadokya - Konya - İzmir ve İstanbul' da devam eden ve şimdi de Macaristan' ın Estergon ilçesinde tesadüfen gördüğüm bir İstanbul yazısı ile hikayesini öğrenebildiğim seyahatinde son durağının yaşadığı şehir Paris olacağı çılgın seyahatini anlattı. Ne kadardır yollarda olduğunu sorduğumda ise gülerek bende artık hatırlamıyorum dedi. Cesaretine ve özgüvenine hayran kaldığım bu genç uzaklaşırken ben ise kendi içimde onunla aynı yaştayken aynı şeye kalkışıp kalkışamayacağımın iç hesaplaşmasını yapıyordum.  



VİŞEGRAD - SZENTENDRE: Otobüsümüz yavaş yavaş Szentendre' ye doğru yola çıkıyor. Ancak yol üzerinde yemek molamız Vişegrad' da tarihi bir restoranda olacak.



Ortaçağ havasındaki motifleriyle süslü bir restoranda, tahta masalarda ve güzel bir atmosferde sunulan muhteşem av etleriyle (özellikle geyik eti enfesti) karnımızı krallar ve kraliçeler gibi doyuruyoruz.



Tabi toprak güğümlerde sunulan kırmızı şaraplarda cabası... Fakat esas yemek öncesinde içmiş olduğumuz çorba enfesti. Ne çorbası olduğunu sorduğumuzda Türkiye' de sadece tatlı yapmakta kullanılan yemek olarak değerlendirildiğine şahit olmadığım balkabağı çorbası olduğunu öğreniyoruz ki bu çorba benim gibi çorbayla arası pek iyi olmayan birinin bile iştahla içeceği lezzette...



Eşimle birbirimize, İstanbul' a dönünce bu çorbayı yapmayı denemeye çalışacağımıza söz verip son kalan geyik etlerini de afiyetle midemize indiriyoruz.  Tekrar yola koyulup Tuna nehrini takip eden yol boyunca ilerliyoruz. Bu güzel ve manzaralı yol bizi Budapeşte' nin kuzeyinde yer alan ve Osmanlı' nın batıya doğru yürüyüşünden kaçan Yunanlılarla Sırpların kurduğu söylenen dar ve kıvrımlı sokaklarıyla denizi olmayan bir Akdeniz kasabasını andıran Szentendre isimli bu güzel kasabaya getiriyor.



Çok önceleri sessiz sakin bir kasaba olan Szentendre birçok şairin ve sanatçının kasabanın romantik ve egzotik yapısı nedeniyle buraya taşınmasının ardından iyice ünlenmiş ve giderek çok daha fazla turist çekmeye başlamış.



Özellikle dar sokaklardaki hediyelik eşyalar satan onlarca dükkanda bol bol hediyelik eşya alışverişi yapabilir veya kafelerinde oturup bu hala güzelliğini koruyan kasabada kahvenizi yudumlarken kafanızı boşaltabilirsiniz. Biz de öyle yapıyoruz ve ufak bir alışveriş turundan çok güzel fotoğraflar çekiyoruz ve sonra da kahvelerimizi içip günün yorgunluğunu burada atıyoruz.



Yurtdışı seyahatlerde belki suların tadından memnun olmayanlar için küçük bir not; Bu hediyelik eşya mağazalarından üçünün sahibi Türk ve bu mağazalarda Türk şişe sularından satın alabiliyorsunuz. Ayrıca ikram olarak demleme çayları da var...

TUNA NEHRİNDE TEKNE TURU: Kıyısında Avrupa' nın en iyi ışıklandırılmış binalarının bulunduğu Tuna nehrinde bir tekne turu yapmak çok uzun zamandır hayallerimi süslüyordu.



Özellikle gece turu olması çok fazla istediğim bir şeydi ve bu muhteşem şehri baştanbaşa tekrar yaşamak demekti benim için. Ancak sanırım insan bir şeyi ne kadar çok isterse istesin bazen o iş hayallerindeki kadar güzel olmayabiliyor. Tekneler Tuna nehrinin merkezi bir yerinde konumlanmış hareket saatlerini bekliyorlar, biletlerini önceden alabildiğiniz gibi bazı dergilerde bulunan promosyon kuponlarıyla neredeyse yarı yarıya varan indirimlerle de alabiliyorsunuz.



Teknelerde her koltukta bulunan bir düzenek sayesinde kulaklığınız ile içinde Türkçe' nin de bulunduğu 30 lisanda teknenin önünden geçtiği bina hakkında tarihi ve güncel bilgileri dinleyebiliyorsunuz. Gayet güzel bir uygulama. Ancak hesaba katılmayan bir şey var ki o da küçük beyaz ve aşırı yapışkan sinekler!... Ne yazık ki tüm tur boyunca üzeri açık olan teknenin ışığına gelen bu sinekler yolculuğu keyifli olmaktan çıkartıp bir işkenceye dönüştürebiliyorlar. Teknenin cam ile kapalı ön kısmında yolculuk yapmaya kalktığınızda ise Ağustos ayının sıcak ve nemli havası size başka bir işkence yaşatıyor. O yüzden seyrine doyum olmayan bu Tuna macerası ne yazık ki hayallerimdeki kadar güzel sonuçlanmıyor. Belki Nisan, Mayıs aylarında çok daha keyifli olabilirdi diye düşünüyor ve iki günlük kısa Macaristan maceramızı sonlandırmak üzere otelimize dönüyoruz.

Yarın sabah istikametimiz Viyana... (Devam edecek)