| Rüyalar adası MİKONOS... (1/Temmuz/2014) | |
Bir önceki gece 20:00' de Rodos' tan hareket eden gemimiz ertesi gün sabah 07:30 civarında Mykonos sahillerine geliyor. Geminin Limana yanaşması ve Yunan yetkililerin iniş izni vermesi 08:00' i buluyor. 24 saat buradayız.
Mykonos' da gemimizin yanaştığı bölge Yeni Liman diye adlandırılıyor. Şehir merkezinin bulunduğu bölge ise Eski Liman. Yeni Liman ile Eski Liman arası 3km' lik bir mesafe, sahil kenarında ancak biraz yüksekten geçiyor ve kaldırımı olmayan gidiş geliş ama hayli dar bir yol. Yürünmez mi? Yürünür elbette ancak gündüz sıcak ve gece de karanlık olacağı için tercih etmedik tavsiye de etmeyiz. Gemimizin sağlamış olduğu adam başı 10 €' ya sınırsız ring sefer biletimizi aldık. Ancak şunu da belirteyim, normalde gemide bu transfer biletini kara turları ile beraber satarlarken başka herhangi bir ulaşım olmadığını söylemelerine rağmen indiğimiz yerden biraz ileride Yeni Liman - Eski Liman arasında Belediye Otobüsleri çalışıyor, tek yön 1,60 €... Belediye Otobüsleri de bizim tur otobüslerinin aynısı aslında, Havaş Servisi gibi düşünün. Ancak kalkış ve dönüş saatleri sorun olabilir. Biz ring servisimizi gün boyunca üç kez kullandığımız için fiyat olarak da aynı fiyata geldi zaten.
Mykonos' un denize girilebilecek plajları arasında Elia, Paradise ve Süper Paradise plajları yer alıyor. Paradise ve Süper Paradise biraz daha elit, müzikli, danslı beach kıvamında. Denk gelirseniz "nü" lere de rastlayabileceğiniz plajlar. Elia ise biraz daha sakin ama bence daha rahat. Elia plajı için otobüsler hemen Eski Liman' da Ote Bar' ın arkasındaki otobüs durağından kalkıyor. Durakta kalkış ve dönüş saatlerini görebilirsiniz. Zaten Ote Bar ilk durak Elia plajı da son durak. Aşağı yukarı yarım saat sürüyor. Paradise Plajları için ise merkeze kadar yürüyüp sahildeki kiliseyi arkanıza alıp içeri doğru biraz daha yürümeniz gerek...
Otobüs saatleri
Mykonos şehir merkezi çok küçük bir yer, gayet rahat yürüyerek dolaşabilirsiniz. Burada bence araba kiralamaya gerek yok. Sahilin kenarında çok güzel ve şık restoranlar ve kafeler var. Dolaşmaya başlamadan önce beğendiğimiz bir kafeye oturup birer Yunan Kahvesi içiyoruz. Aman Türk kahvesi istemeyin, bizde Türk kahvesi yok, Yunan kahvesi var diyorlar. Yıllarca iç içe yaşayınca yeme içme alışkanlıklarımız da birbirinin içine geçtiği için aynı tatlardan hoşlanmamız kadar doğal bir şey yok. Onlar Yunan kahvesi der biz Türk kahvesi hiç takılmam. Baklava da aynı, musakka da... Cacık olmuş cacıki, kalamar olmuş kalamari... Lezzet aynı mı? Aynı... Gerisi boş, yemek milliyetçiliği yapmanın ne anlamı var. Orada da aynı lezzeti bulabiliyor olmanın güzelliğini yaşamak varken hiç takıntı yapmam. Ancak laf aramızda bizim baklavamızın lezzetine yaklaşamazlar orası da ayrı.
Kahvemizi yudumlarken etrafı seyrediyoruz, pırıl pırıl bir deniz, yeni yeni dükkanlarını açan güler yüzlü insanlar, restoranlara malzeme getiren küçük kamyonetli veya triportörlü adamlar... Herkes hayatından memnun gözüküyor. Mykonos, Santorini ile birlikte turizmden en çok para kazanan iki Yunan Adasından biri. Tertemiz ve her yer bembeyaz. İnsanlar dükkanlarının önünü bile bildiğin Vileda paspas ile siliyorlar. Takdir ettim.
Muhteşem Mikonos Sokakları
Deniz kenarından yürüyüp bu güzelliğin içine dalıyoruz. Sahil ile bütünleşmiş binaların önü hemen kafeler... Biraz sonra zaten bakıyoruz ki Küçük Venedik' teyiz (Little Venice) Yunan' lılar buraya Alefkandra diyorlar. Evlerinin balkonlarının denize doğru uzanması ve tam kıyı şeridinde bulunmaları yüzünden Venedik' e benzetiliyor burası. Gayet hoş bir yer, güzel fotoğraflar alıyorum. Zaten Mykonos' ta güzel bir foto alamayacağınız hiçbir yer yok. Kafanızı nereye çevirirseniz çevirin her yer insanın gözünü okşuyor.
Küçük Venedik
Kıyıdan devam edince meşhur yel değirmenlerine geliyorsunuz. Mykonos' un simgesi olmuş yel değirmenleri aynı bizim Alaçatı' da bulunan yel değirmenleri gibi. Fotoğraflarını çektikten sonra zaten sıcak olan havanın öğlen güneşi ile daha da artması yüzünden tekrar ara sokaklara dönüyoruz.
Yeldeğirmenleri
Kısa bir yürüyüşten sonra tekrar ara sokaklara giriyoruz. Mykonos' ta tüm sokaklar çok dar ve çok temiz. Tüm zemin beyaz boya ile dairesel olarak boyanmış. Beyaz badanalı duvarlar ile çok uyumlu bir görüntü oluşturuyor. Evlerin pencereleri ve merdivenlerin korkulukları ise mavi, kırmızı ve yeşil renklere boyanmış. Binalara sarılmış begonviller, diğer renkli saksı çiçekleri, hepsi muhteşem... Sokakları gezdikçe her yerde ayrı bir güzelliğe denk geliyorsunuz.
Mykonos' un dar sokaklarında dolaşmak bize çok keyif veriyor ama her ne kadar keyifli olsa da müthiş bir sıcak ile de aynı zamanda mücadele vermek durumunda kalıyoruz. Tabi arada bir şeyler içmek için bazı ufak molalar veriyoruz. Bu molalarımızın birinde tekrar Küçük Venedik' e dönüp deniz kenarındaki cafe -restoranlardan birine oturuyoruz. Buz gibi biralarımızı eşsiz manzaramız eşliğinde yudumluyoruz.
Yorgunluğumuzu biraz olsun atınca Mykonos' un plajlarını görmek ve biraz da denize girmek amacıyla Elia plajına gitmeye karar veriyoruz. Elia plajı için otobüslerin Ote Bar' ın arkasındaki duraktan kalktığını söylemiştim. 16:00' da hareket edecek olan otobüse yetişiyoruz. Belediye otobüsü yukarıda da anlattığım gibi bizim Havaş benzeri bir otobüs ve tam zamanında hareket ediyor. Kişi başı 1,90 €' ya yarım saat sonra Elia plajına varıyoruz. Otobüsten indiğimiz noktada şehir merkezine dönmeyi bekleyen bir hayli de insan var. Plajı şöyle bir dolaşıyoruz, bir çok beach tarzı işletmenin bulunduğu güzel bir plaj. Ancak çok kalabalık ve şezlong şemsiye bulmak için bir hayli aramak gerekecek. Hevesimiz kaçıyor ve burada oyalanmaktansa tekrar şehir merkezine dönmeyi tercih ediyoruz.
Akşamüstü güneşinin renkleri adayı daha da güzelleştiriyor gibi geliyor bana. Hemen bu ışıkları kaçırmamak için fotoğraf makinemin deklanşörüne basıyorum.
Ahtapotlar akşam yemeği için iplere asılmış yumuşamayı bekliyorlar. Ada yavaş yavaş geceye hazırlanıyor. Mykonos' da da güneşi batırıyoruz. Burada sanki biraz farklı batıyor gibi geliyor... :)
Manzara güzel!... :)
Bu arada bizde kendimize akşam yemeği için güzel bir yer arıyoruz. Sonuçta Andriana' s da karar kılıyoruz. Sahibi Mykonian bir hanım, yani öz be öz Mykonos' lu. Ancak tüm masalar neredeyse dolu, gösterdiği masayı pek beğenmiyoruz o da hemen kartını veriyor, siz beni 20 dk sonra arayın diyor, ön masada bir yer ayırmayı garanti ediyor. Ambiyansını beğendiğimiz için başka yer aramakla uğraşmayalım diye tamam diyoruz ve biraz da sahile inip dolaşıyoruz. 15 dk sonra aradığımda masanız hazır buyurun diyor Andriana. Hakikaten en önden güzel bir masa ayırmış bize. Türk olduğumuz için sanki ayrı bir ilgi gösteriyor gibi geliyor. Deniz mahsülleri yemeden Mykonos' tan ayrılmam diye kafaya koymuşuz bir kere. "Yeni Rakı' mız var" diyor, bende "Yeni Rakı Türkiye' de çok var, siz bize Barbayani Uzo getirin" diyorum.
Peynir, cacıki, fava söylüyoruz. Lezzetleri harika, ayrıca kalamari, karides, midye ve soğanlı patatesli bir meze daha söylüyoruz. Rokalı ve peynir rendeli salatamızda bir harika. Ayrıca Levrek ısmarlıyoruz. Etraftaki tüm restoranlar dolu, televizyonlarda dünya kupası maçı. Herkes keyifle yemeğini yiyip, içkilerini içiyor, sohbet ediyor, gülüyor, eğleniyor... Akşam yemeği bu ortamda 23:00' ü gece bitiyor. Yunan baklavası ve Yunan kahvesi ile yemeğimizi sonlandırıyoruz. Kahveleri başarılı ama baklava konusunda çok gerideler.
Yemek sonrasında tekrar sahil kısmına dönüyoruz. Meydan tam kıvamına gelmiş, güzel giyimli genç hanımlar ve beyler Mykonos' un gece hayatı için toplanmaya başlıyorlar. Bazı genç beyleri yanlarında babalarıyla görüyoruz ama herhalde baba-oğul tatile çıkmışlar diye düşünüyoruz. :)
Gemimiz Mykonos' un gece hayatını da yaşamak isteyenler için tüm gece limanda kalacak, ancak çocuklu bir aile olarak biz 01:00 gibi gemimize dönüp ertesi gün gideceğimiz Santorini adası için dinlenmek üzere kamaramıza çekiliyoruz.
Elveda Mykonos... | |
“Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.” PLATON
1 Temmuz 2014 Salı
Rüyalar adası MİKONOS...
Etiketler:
Ahtapot,
Cacıki,
Cruise,
Elia Plajı,
ETS Cruise,
Gemi Turu,
Gezi,
geziyorum,
Kalamari,
Küçük Venedik,
Mikonos,
Mykonos,
Paradise,
seyahat,
Super Paradise,
tatil,
Yeldeğirmenleri,
Yunan Adaları,
Yunanistan
29 Haziran 2014 Pazar
Sabahın ilk ışıklarını karşılayacağımız RODOS...
| Sabahın ilk ışıklarını karşılayacağımız RODOS... (29/Haziran/2014) | |
ETS Tur' un Cruise gemisi ile Yunan Adaları seyahatimiz başlıyor. Pasaport kontrolünden önce limanda teslim ettiğimiz bavullarımızı daha sonra kamaralarımızın kapısında buluyoruz. Güzel bir uygulama. Gemiye bindikten sonra kısa bir acil durum tatbikatı yapılıyor, herkes kamarasında bulunan can yeleklerini giyip can yeleğimizin üzerindeki numaralara göre önceden belirlenmiş toplanma yerlerinde toplanıyor ve talimatları dinliyoruz. Gemide 750 yolcu ve 350'ye yakın personel var. Personelin çoğu yabancı, 16 ayrı ülkeden çalışan var. Daha sonra gemideki yaşamı, kuralları ve isteyenlerin yararlanabileceği kara turlarını anlattıkları kısa bir toplantı oluyor. 17:00 gibi Çeşme Limanından demir alıyor ve Rodos' a doğru yola çıkıyoruz.
Sabahın ilk ışıklarını karşılayacağımız Rodos'a ayak basmadan önce 7:30 gibi erkenden uyanıp gemide kahvaltımızı ediyoruz. Saat 08:00' de karaya çıkmak için hazırız. Dahili anons sisteminden geminin yanaşma ve giriş işlemleri için gerekli prosedürlerin tamamlandığını ve karaya çıkış yapabileceğimizi belirten anons gelince karaya ayak basıyoruz. Evet Rodos' tayız...
Yıllarca Akdeniz' de kilit noktada önemli bir yer tutmuş olan, bir dönem Osmanlı himayesinde kalmış, Şövalyeleri ile nam salmış Akdeniz' in güzel adası Rodos. Yıllarca Yunan adalarını hep merak etmiştim ve gitmek istemiştim ancak bir türlü gerekli fırsatı, zamanı denk getirememiştim. Şimdi bunca yıl sonra ilk defa en azından 3 tanesini görebilecek olmanın sevinciyle Rodos limanından çıkış kapısına doğru yürüyoruz. Bu ada için gemide ETS Tur tarafından önerilen kara turunu almak istemedik, amacımız bir araba kiralayıp daha önceden yaptığımız plan ve çalışmalar dahilinde adayı gezmek. Rodos kalesi ve kale içi denilen eski şehir merkezi limana çok yakın, yürüyüş mesafesinde...
Çıkış kapısına yaklaştığımızda bekleyen taksilerden en önde olanın şoförü hemen Türkçe hoş geldiniz diyor ve taksi isteyip istemediğimizi soruyor, bizde istemediğimizi belirtiyoruz. Ancak şoför kendisinin de Rodos Türk' ü olduğunu, iyi bir fiyat sunabileceğini belirtiyor hatta bize küçük bir ada turu öneriyor ve ücretsiz rehberlik de yapabileceğini söyleyip harita üzerinde turu işaretliyor. Planı şu; önce bizi alıp adanın güneyine doğru götürecek biraz fotoğraf molası verecek sonra adanın diğer tarafındaki Lindos plajına götürecek, 15-20 dk deniz molası, sonra Anthony Queen koyunda yine fotoğraf molası en son da kale içine getirip kale hakkında tarihi bilgi verecek. Tüm bu geziyi de 3 bilemedin 3,5 saate sığdıracak. Ne kadar istediğini sordum, tarifeyi gösterdi, Liman - Lindos gidiş ücreti 57 €, geliş 57 €. 50 €' da ben alırım toplam 164 € tutar ama siz Türk' sünüz size 120 €' ya yaparım dedi. Teşekkür edip ayrılıyoruz. Dost kazığı gibi geliyor biraz bize...
İlk planımıza sadık kalıp, hemen liman çıkışının karşısında bulunan araba kiralama firmasında yine ada Türk' ü olan Melis hanımdan günlük 50 €' ya aracımızı kiralıyoruz. Sağolsun Melis hanım yine harita üzerinde bize nasıl bir tur yapmamız gerektiğini de işaretliyor, ayrıca yemek için kazıklanmayacağımız birkaç yer de işaretliyor. 15 €' luk benzin almamızın da yeterli olacağını söylüyor. İşlemleri tamamlayıp ilk durağımıza Lindos plajına gidiyoruz. Ada trafiği sakin, yollar fena değil. Bitki örtüsü sanki Marmaris veya Kemer' deymişiz izlenimi yaratıyor bizde. Lindos' a geldiğimizde saat de henüz erken olduğundan plajda bir kalabalık yok, hemen kendimizi Akdeniz' in sularına bırakıyoruz.
Çok temiz bir suyu var, çok da aşırı tuzlu değil. Deniz molamızı bitirince Lindos kalesinin de bulunduğu şehir merkezine gidiyoruz. Araçla küçük meydana geldiğiniz zaman tam ortada yaşlı bir ağaç sizi karşılıyor ve aracınızla bunun etrafında bir tur atıp ancak o şekilde otoparka gidebiliyorsunuz.
Rodos' ta bütün otoparklar bedava... Bu hoşumuza gidiyor, aracımızı gölge bir yere park edip merkezin küçük ama şirin beyaz sokaklarına atıyoruz. Sağlı sollu küçük dükkanların olduğu daracık sokaklarda kayboluyoruz. Bu yollar aynı zamanda sizi kaleye de götüren yollar olduğu için, zaman zaman yanınızdan sıcakta bu yolu yürümek istemeyenleri taşıma görevini 5 € karşılığında üstlenen eşekler geçebiliyor... Bu fazlasıyla eğlenceli olabiliyor, ancak tabi bir de yürürken eşeklerin yola bıraktıklarına basmamak gerek :) Bence bu eşekleri çalıştıranların bir an önce bizim Büyükada' ya gelip atların altına bağlanan bezleri görmelerinde fayda var...
Lindos' un küçük şehir merkezi ara sokaklarıyla, hediyelik eşya satan dükkanlarıyla, turist kalabalığıyla çok hoş ve güzel. Hava çok sıcak olduğu için kaleye kadar çıkmıyoruz, ancak çıkabildiğimiz yere kadar çıkıp güzel fotoğraflar aldıktan ve böylece Lindos' un hem denizinin, hem de şehir merkezinin tadını çıkardıktan sonra haritamızda işaretlemiş olduğumuz yerleri bir an önce görmenin heyecanıyla biraz da dondurma ve soğuk su takviyesi ile kendimizde tekrar meydana dönecek gücü topluyor ve arabamıza atlayıp tekrar geldiğimiz yoldan yani adanın doğusundan yukarı doğru çıkmaya başlıyoruz. Arabamızı kiraladığımız Melis hanımın bize verdiği "Lindos' ta yemek yemeyin, hem ürünleri çok taze olmaz, hem de kazıklanırsınız, Stegna' da yiyin" tüyosu ile herkesin çok fazla bilmediğini düşündüğümüz Stegna Beach' e gidiyoruz. Lindos' a 15-20 km mesafesi var. Çok küçük bir sahil kasabası, güzel bir kumsalı var ve çok hoşumuza gidiyor. Bizim Küçükçekmece, Menekşe sahiline benziyor. Sahil denize girmeye çok müsait kumsal, aradan yol geçiyor ve hemen yolun kenarları hep ufak tefek keyifli kıyı restoranları ile dolu...
Yunanların en sevdiğim huyu bu. Bizde olduğu gibi masaları hemen denizin kenarına koyup sahili sadece müşteriler için kapatmıyorlar. Mümkün olduğunca her yer kumsal ve plaj. Restoranlar ise hep yolun diğer tarafında bulunuyor..... Keyifli bulduğumuz bir tanesine oturuyoruz. Soğuk Amstel biralarımızı yudumlarken yan taraftaki mangalda kızımın tavuğu ve benim balık mis gibi kokular eşliğinde pişiyor. Eşimde kendine salata söylüyor. Gelen kocaman ve enfes görünümlü salatanın bende biraz tadına bakıyorum, domatesin ve salatalığın tadı enfes... Eskiden bizim domates ve salatalıklarımızda da bu tat vardı ama artık ne yazık ki tatsız, kokusuz şeyler yemek zorunda bırakılıyoruz maalesef. Bunu iyice düşünmemiz lazım bence...
Stegna beach' te keyifli bir öğlen yemeği yedikten sonra bir sonraki durağımız Seven Springs vadisi. Ana yoldan bu sefer deniz kenarına değil de biraz adanın içine doğru giriyoruz, çok güzel bir nehir kenarına ulaşıyoruz. Bilenler için söyleyeyim bizdeki Maşukiye tarzı bir yer. Akan nehirin yanında serin bir ortamda dinlenip, bir şeyler içebileceğiniz bir nefes alma alanı. Sanki Rodos' un sıcağında bir vaha...
Kısa bir mola sonrasında biraz daha kuzeye doğru yol alıp meşhur Anthony Queen koyuna ulaşıyoruz. Ladiko burnunda birbirine ters U gibi duran iki tane koy var, arabayı park ettiğimiz yerin sağında ve solunda. Anthony Queen soldaki. Otoparktan sola doğru aşağı ilerlemezseniz göremeyebilirsiniz bile. Mükemmel bir deniz, mükemmel renkler. Denizin üzerinde aynı anda yeşil, zümrüt, çivit mavisi ve laciverti aynı anda görebiliyorsunuz. Fotoğraf severler için bir cennet. Bende de naçizane fotoğraf tutkusu olduğundan çok güzel kareler alıyorum buradan. Hem bu muhteşem manzarayı seyredebileceğiniz hem de soluklanabileceğiniz self servis bir kafe var. Buz gibi Amstel biralarımız eşliğinde her ikisini de yapıyoruz.
Saatimiz 17:00' ye doğru yaklaşıyor, deniz çok ama çok fazla çekici olmasına rağmen Rodos' un kale içini gezmeye yeterli zaman kalması açısından bu isteğimizi bir sonraki ziyaretimize bırakıp kale içine doğru hareket ediyoruz. Tekrar başladığımız yere yani Liman' a döndüğümüzde saat tam 17:00. Liman ile Kale içi birbirine çok yakın, arabayı adanın her tarafında olduğu gibi ücretsiz olan yol kenarı parklarına park edip kale içine giriyoruz.
Marmaris' ten günü birlik Rodos' a gelenler çok rahat limandan inip yürüyerek kale içine ulaşabilirler. Rodos' un eski şehri Ortaçağ' ın mistik havasını yansıtan kale ve surları ile görülmeye değer. Büyük Üstadlar Sarayı muhteşem. Arnavut kaldırımlı Şövalyeler Sokağında yürürken bir zamanlar buradan atlarının üzerinde Şövalyelerin yürüdüğünü düşünmek bile ayrı bir ambiyans yaratıyor. Sokağın girişinde Arkeoloji müzesini görebilirsiniz. Yukarı çıktığınızda ise sol tarafta Rodos' un Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde olduğu yıllarda inşa edilen Süleymaniye Camii yer alıyor. Sokrates Caddesi de eski şehrin en önemli ve güzel caddelerinden biri. Yine ufak bir havuzun bulunduğu Hipokrat Meydanı da etrafı hediyelik eşya satan dükkanlar ile çevrelenmiş görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor.
Rodos' tan çok tatlı ve güzel anılar ile ayrılmanın zamanı yavaş yavaş geliyor. Çok uzun zamandır merak ettiğim ve gelmek istediğim bu ada için hayal ettiklerim yeterince karşılığını buluyor. Özellikle bir zamanlar Osmanlı toprağı olan bu adayı bence her Türk vatandaşının görmesi gerek diye düşünüyorum...
Sabahın ilk ışıklarını karşıladığımız Rodos adasına güneşi çok sevdiğim Ege denizinin üzerinde batırıp veda ediyoruz...
Yarın Mikonos,
Sevgiyle ve seyahatle kalın. | |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)