Sayfalar

Floransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Floransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2012 Perşembe

Yunanistan'dan İtalya'ya - 4 (Pisa - Siena - San Gimignano)

Yunanistan'dan İtalya'ya -4 (Pisa - Siena - San Gimignano) 
 




Defalarca İtalya'ya gelmeme rağmen bir türlü denk getirip de ziyaret edemediğim Pisa şehrine girerken içimde eksik bir şeyleri tamamlayacak olmanın mutluluğu var.  Gerçi kısıtlı zaman ve tur programına uymak açısından şehri tam özgür olarak dolaşamıyoruz ama yine de o meşhur kulenin, katedralin ve vaftizhanenin bulunduğu alan bizi büyülüyor. Geniş bir çim alan ve umduğumdan daha da yatık duran güzel bir kule... Kulenin etrafında kuleden önce inşa edilen güzel bir katedral ve yapımı kuleden sonra bitirilen bir vaftizhane var. Tüm bunların bulunduğu alana Mucizeler Meydanı deniyor ama gerçekte adı Piazza del Duomo (Katedral Meydanı)



Kule ile artık özdeşleşmiş klasik kuleyi tutma pozlarımızı veriyoruz. Ama beni asıl eğlendiren kuleyi kadraja almadan tüm bu pozu vermiş insanları fotoğraflamak oldu. Bir sürü insan elleriyle sanki üzerlerine gelen görünmez bir gücü tutmaya çabalıyormuş gibiydi. Pisa eğlenceli bir yer... Çimlerin üzerinde durmak normalde yasak ama kimsenin bu yasağa uyduğu yok çünkü o meşhur pozlar en güzel oradan alınabiliyor. Arada bir İtalyan polisi düdük çala çala herkesi boşaltıyor, çimlerin üzerinde kimse kalmıyor ama çok kısa bir süre sonra çimler bu sefer başka turistler tarafından tekrar aynı şekilde doluyor. Meydanın kenarında boylu boyunca sıralanmış hediyelik eşya satıcılarından ise her zevke uygun ucuz veya pahalı her türlü hediyelik ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Bu satıcıları da kısa bir süre gezip gerekli hediyelik eşyalarımızı alıyor ve Siena ile San Gimignano'ya gitmek üzere otobüsümüze geçiyoruz.

Klasik Kule Tutma Pozum


SİENA:
Hem kendi ismini, hem de en meşhur meydanındaki at yarışlarının ismini Fiat'ın iki ayrı modeline vermiş olan Siena 250.000 nüfuslu bir şehir, aynı zamanda da ortaçağ kokusunu hala hissedebileceğiniz Toscana bölgesinin UNESCO Kültür mirası listesinde bulunan İtalya'nın en güzel şehirlerinden bir tanesi. Özellikle Piazza del Campo'da her yıl şehrin mahalleleri arasında düzenlenen Palio at yarışları ile meşhur olmuş. Sadece 90 saniye süren bu at yarışı oldukça çekişmeli geçiyor ve binlerce turisti de buraya topluyormuş. Ne yazık ki 2 Temmuz'da düzenlenen bu yarışı iki gün fark ile kaçırıyoruz. Dev kulesi ile Belediye binasını da tüm ihtişamı ile görebileceğiniz Palio at yarışlarının yapıldığı meydanın etrafı yemek yiyip, bir şeyler içebileceğiniz çok sayıda güzel cafe ve restaurant ile dolu. Biz de bunlardan birine oturup birer kadeh şarap içiyoruz. Ben Toscana bölgesinin meşhur Chianti kırmızı şarabını yudumlarken, eşim garsonun yoğun ısrarı ve tavsiyesi ile beyaz Porto şarabı içiyor. Ben de tadına bakıyorum ve her ne kadar beyaz şaraptan hoşlanmasam da garsonun ısrarında haksız olmadığını anlıyoruz.

Siena Belediye Sarayı

Siena'da ara sokaklar

Daha sonra Siena'nın tarih kokan ara sokaklarında dolaşıyoruz. Eşim ve ben İtalya'nın bu dar ve güzel sokaklarında dolaşmayı ve hatta kaybolmayı çok seviyoruz. Siena hakikaten dokusu bozulmamış binalarıyla, dar sokaklarıyla muhteşem bir İtalya kokusunu içimize çekmemizi sağlıyor. Genelde camlarda asılı olan ve her dükkanda set set satılan küçük kokartları görünce her mahallenin ayrı bayrağı olduğunu öğreniyoruz. Siena'lılar buna çok önem veriyorlar. Genelde her birinde ayrı bir hayvan motifi var. Siena bence mutlaka görülmesi gereken bir yer ve eğer tur programınızda ekstra olarak bulunuyorsa bile bence kaçırılmaması gereken bir şehir...

Siena Katedrali ön cephe


SAN GIMIGNANO:
Normalde tur programımızda olmamasına rağmen, gerek Pisa ve Siena yol güzergahımızda olması sebebiyle, gerekse hakkında çok yazı okuduğum için çok görmek istediğimden dolayı ısrarlarıma dayanamayan tur rehberimiz tarafından tur programımıza ilave ettiriyoruz. Çok da iyi oluyor ve herkes çok memnun bir şekilde ayrılıyor San Gimignano'dan...

San Gimignano çok iyi korunmuş bir ortaçağ kasabası. Kökeni Etrükslere dayanıyor. Etrükslerin kökeninin de Türk'lere dayandığı hakkında bir iki duyum var ama ispatlayan her hangi bilimsel bir veri bulamadım. Bu konuyu tarihçilere bırakmak en doğrusu sanırım. San Gimignano için ortaçağın Manhattan'ı denebilir. Çünkü Manhattan'ın dev gökdelenleri gibi San Gimignano'da kuleleri ile meşhur. O zamanlarda bu kuleler gücün ve zenginliğin simgesi olarak yapılıyormuş. Her yeni kule yapan diğerlerinden en yüksek kuleyi yaptığı için zamanla 100'e yakın kule oluşmuş ama günümüze kadar 14 tanesi gelebilmiş.

San Gimignano Kuleler...

Dar sokaklarında ortaçağ kokusu altında epey dolaşıyoruz. San Gimignano'nun çok güzel bir ambiyansı var ve bu yüzden de 1990 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası listesinde. Aşağıya doğru indikçe küçük bir meydanda buluyoruz kendimizi ve camekanında çok iddialı bir şekilde "dünyanın en güzel dondurması" diye yazan "Gelato Artigionale" den birer dondurma alıyoruz. Ve sizi temin ederim ki hakikaten Roma ve Milano da dahil tüm İtalya'da yediğim en güzel dondurmayı yiyorum... Şiddetle tavsiye ederim.


San Gimignano'nun kendine has meşhur bir beyaz şarabı var. Adı "Vernaccia" ... Dar sokaklarda bol bol görebileceğiniz butik şarap mağazalarında hem tadabilir hem de satın alabilirsiniz... Zaten tadına baktıktan sonra beğeneceğinize eminim. Aynı zamanda İtalya'dan şarap almaya niyetiniz varsa bu hakkınızı San Gimignano'da kullanın derim. Bu butik şarap dükkanlarından çok uygun fiyatlara çok kaliteli Toscana şarapları, makarnalar ve peynirler alabilirsiniz.


"Güzel kulelerin San Gimignano'su"... Bir gün tekrar buluşmak üzere...

Ertesi gün Venedik' e doğru yola çıkmak üzere otelimize doğru hareket ediyoruz...

3 Temmuz 2012 Salı

Yunanistan'dan İtalya'ya -3 (Floransa)


Yunanistan'dan İtalya'ya -3 (Floransa) 

Roma'dan Floransa'ya gitmek demek aynı zamanda da Lazio bölgesinden çıkıp Toskana bölgesine girmek demek. Toskana bölgesi verimli toprakları ve bu topraklarda yetişen güzel üzümleri ve bu üzümlerden yapılan güzel şarapları ile ünlü. Rahat bir yolculuk sonrası Floransa'ya varıyoruz. Bir İtalyan ile evli ve İtalya'da yaşayan bir Türk olan yerel rehberimiz Songül Hanım bize hemen kısa bir şehir turu yaptırıyor ve Medici ailesinin Floransa için öneminden bahsediyor.

Medici ailesi burada yaşayan en güçlü ve en zengin aile... Para ticareti, tüccarlık ve ilk bankacılık işlemlerini o tarihlerde bu aile yapıyor ve bir bakıma da sanatçılara verdiği krediler ile (o dönemde adı kredi miydi tabi bilemiyoruz?) Rönesansın gelişmesine dolaylı olarak destek oluyorlar. Çok zengin ve gösterişi seven bir aile oldukları için Floransa'yı yönettikleri 400 yıl boyunca bu kente çok önemli kiliseler, saraylar ve gösterişli yapılar kazandırmışlar. Bu yapıları da dönemin ünlü sanatçılarının heykel ve resimleri ile donatmışlar. Aynı zamanda halka açık ilk kütüphaneyi de Medici ailesi kurmuş.

 

Floransa, içinden geçen Arno nehri etrafına kurulmuş ve İtalya için geçmişte de, günümüzde de önemli bir şehir olmuş. Şehrin merkezindeki en önemli meydanı Piazza della Signoria (Lordlar Meydanı) ve meydanın ortasındaki Neptün çeşmesini gezerken Rönesansın havası sizi başka bir zamana götürüyor. Bu çeşmede Denizler Tanrısı Neptün, atlar ve denizkızlarının heykellerini görebilirsiniz.


Floransa'nın en göze çarpan ve en etkileyici yapısı ise kırmızı kubbeli Dom diye de bilinen Santa Maria del Fiore. Bu yapının bir parçası sanılan ama ayrı bir yapı olan Çan Kulesi (Campanile) ve karşısında bulunan Vaftizhane (Battistero di San Giovanni) ile birlikte en çok ilgi gören yapıların başında geliyor. Vaftizhane'nin kapısı ise Cennetin Kapısı olarak da biliniyor.

Piazza del Signoria'dan Arno Nehrine doğru ilerlediğimizde önce aslı Accademia dell' Arte del Disegno (Tasarım Sanatı Akademisi)'nde sergilenen Michelangelo'nun ünlü Davut heykeli bizi karşılıyor. Sonra ünlü Uffizi sanat galerisini (Galleria degli Uffizi) görürsünüz. Uffizi sanat galerisini maalesef gezemiyoruz çünkü çok önceden randevu ile bilet almamız gerekiyor. Bir daha ki gelişimizde mutlaka bu işi halletmek üzere Arno nehrine doğru ilerliyoruz. Bu arada sağlı sollu bir takım kişilerin heykellerini görüyoruz. Aralarında Galileo Galilei, Dante, Macchiavelli, Amerigo Vespuci, Donatello, Giotto, Magnifico gibi ünlü isimler var. Sonra bu kişilerin hepsinin Uffizi Sanat Galerisinde eserleri bulunan kişiler olduğunu öğreniyoruz. Bir nevi ahd- ı vefa yani...

 
Arno nehrinin kenarına ulaşınca sağ tarafta Floransa'nın en meşhur köprüsü olan Ponte Vecchio'yu bütün ihtişamı ile görebiliyorsunuz. "Ponte Vecchio" kelime anlamı olarak "Eski köprü" demek. Nehrin en dar kısmındaki bu köprü 14. yüzyılda tamamlanmış ve II. Dünya Savaşı sırasında Floransa'nın tüm köprüleri Almanlar tarafından bombalanmasına rağmen bu köprü bombalanmamış. Bu köprünün üzerinde şimdi neredeyse hepsi kuyumcu olan bir sürü dükkan bulunmakta. Üzerinde dolaşması çok keyifli olan bu köprünün bir benzeri de ülkemizde Bursa'da bulunan Irgandı Köprüsü.

 
1966 yılında Arno Nehrinin taşması ile Floransa' da büyük bir sel felaketi yaşanıyor. Aşağıda göreceğiniz fotoğrafta suların ne kadar yükseldiğini gösteren bir tabela konmuş. Bu tabelada "Arno Nehrinin suları buraya kadar ulaştı. 4 Kasım 1966" diye yazıyor. Yüksekliği görebilmeniz için mağazanın üst kısmında kalan bu tabelayı kırmızı ok ile işaretledim...

Güneşin batmasıyla birlikte Michelangelo tepesine çıkıyoruz. Floransa'nın bütün muhteşem yapılarını kuşbakışı izleyebileceğiniz bu tepeye mutlaka çıkmanızı tavsiye ederim. Yürüyerek çıkabileceğiniz gibi Santa Maria Novella tren istasyonunun önünden kalkan 12 numaralı otobüs ile de gidebilirsiniz. Ama bence otobüsle giderseniz bile inerken yaya dönmenizi öneririm.
Floransa gezimizi bitirip otelimize dönüyoruz, yarın Pisa, Siena ve San Gimignano' da olacağız...