Sayfalar

3 Temmuz 2012 Salı

Yunanistan'dan İtalya'ya -3 (Floransa)


Yunanistan'dan İtalya'ya -3 (Floransa) 

Roma'dan Floransa'ya gitmek demek aynı zamanda da Lazio bölgesinden çıkıp Toskana bölgesine girmek demek. Toskana bölgesi verimli toprakları ve bu topraklarda yetişen güzel üzümleri ve bu üzümlerden yapılan güzel şarapları ile ünlü. Rahat bir yolculuk sonrası Floransa'ya varıyoruz. Bir İtalyan ile evli ve İtalya'da yaşayan bir Türk olan yerel rehberimiz Songül Hanım bize hemen kısa bir şehir turu yaptırıyor ve Medici ailesinin Floransa için öneminden bahsediyor.

Medici ailesi burada yaşayan en güçlü ve en zengin aile... Para ticareti, tüccarlık ve ilk bankacılık işlemlerini o tarihlerde bu aile yapıyor ve bir bakıma da sanatçılara verdiği krediler ile (o dönemde adı kredi miydi tabi bilemiyoruz?) Rönesansın gelişmesine dolaylı olarak destek oluyorlar. Çok zengin ve gösterişi seven bir aile oldukları için Floransa'yı yönettikleri 400 yıl boyunca bu kente çok önemli kiliseler, saraylar ve gösterişli yapılar kazandırmışlar. Bu yapıları da dönemin ünlü sanatçılarının heykel ve resimleri ile donatmışlar. Aynı zamanda halka açık ilk kütüphaneyi de Medici ailesi kurmuş.

 

Floransa, içinden geçen Arno nehri etrafına kurulmuş ve İtalya için geçmişte de, günümüzde de önemli bir şehir olmuş. Şehrin merkezindeki en önemli meydanı Piazza della Signoria (Lordlar Meydanı) ve meydanın ortasındaki Neptün çeşmesini gezerken Rönesansın havası sizi başka bir zamana götürüyor. Bu çeşmede Denizler Tanrısı Neptün, atlar ve denizkızlarının heykellerini görebilirsiniz.


Floransa'nın en göze çarpan ve en etkileyici yapısı ise kırmızı kubbeli Dom diye de bilinen Santa Maria del Fiore. Bu yapının bir parçası sanılan ama ayrı bir yapı olan Çan Kulesi (Campanile) ve karşısında bulunan Vaftizhane (Battistero di San Giovanni) ile birlikte en çok ilgi gören yapıların başında geliyor. Vaftizhane'nin kapısı ise Cennetin Kapısı olarak da biliniyor.

Piazza del Signoria'dan Arno Nehrine doğru ilerlediğimizde önce aslı Accademia dell' Arte del Disegno (Tasarım Sanatı Akademisi)'nde sergilenen Michelangelo'nun ünlü Davut heykeli bizi karşılıyor. Sonra ünlü Uffizi sanat galerisini (Galleria degli Uffizi) görürsünüz. Uffizi sanat galerisini maalesef gezemiyoruz çünkü çok önceden randevu ile bilet almamız gerekiyor. Bir daha ki gelişimizde mutlaka bu işi halletmek üzere Arno nehrine doğru ilerliyoruz. Bu arada sağlı sollu bir takım kişilerin heykellerini görüyoruz. Aralarında Galileo Galilei, Dante, Macchiavelli, Amerigo Vespuci, Donatello, Giotto, Magnifico gibi ünlü isimler var. Sonra bu kişilerin hepsinin Uffizi Sanat Galerisinde eserleri bulunan kişiler olduğunu öğreniyoruz. Bir nevi ahd- ı vefa yani...

 
Arno nehrinin kenarına ulaşınca sağ tarafta Floransa'nın en meşhur köprüsü olan Ponte Vecchio'yu bütün ihtişamı ile görebiliyorsunuz. "Ponte Vecchio" kelime anlamı olarak "Eski köprü" demek. Nehrin en dar kısmındaki bu köprü 14. yüzyılda tamamlanmış ve II. Dünya Savaşı sırasında Floransa'nın tüm köprüleri Almanlar tarafından bombalanmasına rağmen bu köprü bombalanmamış. Bu köprünün üzerinde şimdi neredeyse hepsi kuyumcu olan bir sürü dükkan bulunmakta. Üzerinde dolaşması çok keyifli olan bu köprünün bir benzeri de ülkemizde Bursa'da bulunan Irgandı Köprüsü.

 
1966 yılında Arno Nehrinin taşması ile Floransa' da büyük bir sel felaketi yaşanıyor. Aşağıda göreceğiniz fotoğrafta suların ne kadar yükseldiğini gösteren bir tabela konmuş. Bu tabelada "Arno Nehrinin suları buraya kadar ulaştı. 4 Kasım 1966" diye yazıyor. Yüksekliği görebilmeniz için mağazanın üst kısmında kalan bu tabelayı kırmızı ok ile işaretledim...

Güneşin batmasıyla birlikte Michelangelo tepesine çıkıyoruz. Floransa'nın bütün muhteşem yapılarını kuşbakışı izleyebileceğiniz bu tepeye mutlaka çıkmanızı tavsiye ederim. Yürüyerek çıkabileceğiniz gibi Santa Maria Novella tren istasyonunun önünden kalkan 12 numaralı otobüs ile de gidebilirsiniz. Ama bence otobüsle giderseniz bile inerken yaya dönmenizi öneririm.
Floransa gezimizi bitirip otelimize dönüyoruz, yarın Pisa, Siena ve San Gimignano' da olacağız...

1 Temmuz 2012 Pazar

Yunanistan'dan İtalya'ya -2 (Roma - Vatikan)

Yunanistan'dan İtalya'ya -2 (Roma - Vatikan) 
 
İtalya topraklarına ayak basınca tanıdık bir yerlere gelmiş olmanın huzuru kaplıyor içimi... Belki daha önce defalarca gelmiş olmam, belki de dilini biraz konuşabildiğim bir ülke olması beni kendisine çok yakın hissettiriyor. Seviyorum İtalya'yı... Toparlanıp otobüsümüze kavuştuktan sonra Roma'ya doğru yola çıkıyoruz. Bugün 2 Temmuz 2012 Pazar, yani akşam Avrupa şampiyonasının final maçı İspanya ile İtalya arasında oynanacak. İtalyanlar eminim bu gece için çok sabırsızlanıyorlardır. Ve işte Roma... Bütün güzelliği ile karşımızda.

Tahminimde yanılmıyorum ve daha akşamüstü bile olmadığı halde İtalyanlar ellerinde bayrakları ile meydanları doldurmuşlar... İnşallah İtalya kazanır da biz de bu coşkuya ortak olabiliriz diye düşünüyorum ama İspanya çok kuvvetli, zor bir gece olacak İtalyanlar için...



İspanyol Merdivenleri (Piazza Spagnola), Aşk Çeşmesi (Fontana di Trevi), Venedik Meydanı (Piazza Venezia), Sanatçılar Meydanı (Piazza Navona), Pantheon... Mükemmel yapılar, mükemmel heykeller, mükemmel çeşmeler, mükemmel meydanlar... Daha ne diyebilirim ki? İtalya anlatılmaz, yaşanır...Seviyorum bu ülkeyi...
Piazza İtalyanca'da "meydan" anlamına geliyor, okunuşu da "piyatza". Biz de "piyasa yapmak" deyişi herhalde buradan geliyordur diye düşünüyorum. Yani "meydana çıkmak", "kendini göstermek" anlamında... Tıpkı "giacca"nın "ceket" anlamına gelmesi ve "cakka" diye okunması gibi... Yani "caka satmak " olabilir mi? Belki?

Tunus'tan Sicilya'ya göç edenler vasıtası ile olduğunu düşündüğüm okunuşu aynı ama anlamları bazen farklı bazen de aynı olabilen yüzlerce kelime var İtalyanca ile Türkçe'de... Son bir iki örnek daha verip daha fazla uzatmadan gerisini dil bilimcilere bırakacağım; Kiraz= Ciliegia (Çiliecia) sanki Çilek der gibi... Birimiz yanlış meyveye koymuş bu adı ama hangimiz? Fasulye = Fagioli (Facoli) Bu çok benziyor...

Evet, gece İtalyanlar için zor olacak demiştim ve dediğim oluyor. İspanyollar 4 golle İtalyan'ları da devirip 4 yıl sonra tekrar Avrupa şampiyonu oluyorlar. Tam maç bittiği sırada biz de İspanyol meydanındayız ve büyük bir ironiye şahit oluyoruz. İtalya'da ki İspanyol Merdivenlerinde İspanyol gençler İtalya galibiyeti sonrasında zaferlerini İspanyol bayrakları ile kutluyorlar... Biraz sonra onlara İtalyan gençleri de İtalyan bayrakları ile katılıyorlar ve hep birlikte eğleniyorlar... Neden biz de maçlardan sonra böyle sevinip kutlayamıyoruz ve galip geleni onore edemiyoruz anlayamıyorum bir türlü??

 
Gece yarısını geçe otelimize dönüyoruz, üst üste bir gece otobüs ve bir gece de Feribot macerasından sonra otelimizdeki mis gibi yataklar bize çok rahat geliyor ve deliksiz birer uyku çekiyoruz... .... Ertesi gün ekstra tüm gün Napoli ve Pompei turu var ancak çok istememe rağmen Roma'ya daha fazla vakit ayırabilmek ve bu büyülü şehri bir kez daha ailemle doya doya gezebilmek açısından Napoli'yi başka bir İtalya seferine bırakıyorum. Otelimiz şehrin 14 km dışında Aurelio bölgesinde. Kahvaltıdan sonra şehre en kolay ne şekilde ulaşabileceğimizi Resepsiyona soruyorum. Tren istasyonunun çok yakın olduğunu söylüyorlar ve tren saatlerinin yazılı olduğu bir fotokopi veriyorlar. Hakikaten 400-500m mesafedeki istasyondan trenimize binip iki durak sonra iniyoruz. Normalde üç durak sonra insek daha iyi olurdu ama ben Trastevere'yi de gezebilmek amacıyla bunu yapıyorum ve iyi de oluyor.

Yeri gelmişken İtalyan tren sistemleri hakkında bir bilgi vermek istiyorum ki çoğu kişi bunu bilir zaten. Tren biletlerini "Tabaccheria" denilen sigara vs. satılan yerlerden veya "Edicola" denilen gazete bayilerinden istediğiniz kadar alabilirsiniz. Ama bu biletlerinizi trene binmeden önce her istasyonda olan küçük sarı makinelerde onaylatmanız ve geçerli kılmanız gerekir. Bu küçük sarı makineler biletinizin üzerine tarih ve saati basıyor, aynı bilet ile 100 dk farklı hatlarda veya metroda seyahat edebiliyorsunuz. Biletinizi onaylatmazsanız veya biletiniz yoksa 50 € cezayı gözünüzün yaşına bakmadan kesiyorlar ve turist olmanız sizi bu cezadan kurtaramıyor. Eğer Roma' da iki üç gün kalacaksanız Roma Card almanız daha mantıklı. Çünkü bu kart ile bazı müze ve ören yerlerinde indirim de alabiliyorsunuz.

Hava çok sıcak, ama eşim ve kızım bana ayak uyduruyorlar. Roma yürüyerek gezilmesi gereken bir şehir çünkü. Fakat hakikaten çok sıcak. Bence Roma'ya gelmek için en uygun zaman bence kesinlikle Mayıs sonu ve Haziran'ın ilk günleri ile Ağustos sonu-Eylül başı olmalı... Dijital göstergeler şu anda 39 dereceyi gösteriyor.

Bütün bir gün boyunca sindire sindire neredeyse tüm Roma'yı yürüyerek dolaşıyoruz. Roma Forumu, Palatino ve Colosseo için hepsinde geçerli tek bir bilet alıyorsunuz. (12 €). Bütün gün Roma'yı gezdikten sonra akşam Piazza Navona'da başlangıç olarak domatesli bruschetta, ben ve kızım birer pizza, eşim dev bir tavuklu salata, ½ lt ev yapımı şarap (vino di casa), tiramisu ve espresso' dan oluşan akşam yemeğimizi yiyoruz. Son derece güzel bir restoran olmasına rağmen fiyatlar çok makul geldi bana. Pizzalar 9 ve 11 €, Tavuklu salata 8 €, bruschetta 5 €, şarap 4 €, tiramisu 5 € ve espressolar 3 € idi.

Yemekten sonra faytonla biraz Roma'da gezmek istiyoruz ama faytoncunun istediği 200 € bize oldukça fazla geliyor ve vazgeçip bir taksi ile otelimize dönüyoruz. İyice yorulduğumuz için duştan sonra otelin barında eşimle planladığımız birer kadeh şarap içme fikrini de hayata geçirmeden yatma fikri daha cazip geliyor. ... Bugünkü programda Vatikan var...Vatikan' ı ilk ziyaret ettiğim zaman özellikle Saint Pietro Basilica'sı beni çok etkilemişti. Belki o zaman tam turizm mevsimi olmaması nedeniyle çok fazla insan olmamasından dolayı o sessizliği ve ambiyansı daha fazla hissedebilmiştim. Bu sefer çok fazla turist ve yoğun kalabalık var. Ama yine de bence muhteşem bir yapı. Bence herkesin mutlaka görmesi gerekiyor. Hıristiyanlığın en büyük kilisesi olan bu binanın, mermer sütunların ve eserlerin güzelliğini kalabalık kitleler olmadan daha iyi görebilmeniz amacıyla ilk Vatikan ziyaretimden de resimler koyuyorum...

Vatikan'da kalabalıktan çok fazla etkilenmemek için sabah çok erken otelden ayrılıyoruz. Saat 08:00 gibi Vatikan'dayız. Ama daha otobüsten inmeden Vatikan Müzesinin kuyruğu gözümüzü korkutuyor açıkçası... Neyse ki biz müzeyi gezmeyeceğiz. Ama otobüsümüzden inip Vatikan'ın bahçesine girince o muhteşem kuyrukla tekrar karşılaşıyoruz. Saint Pietro Basilica'sının kapısından girmek için Vatikan'ın yuvarlak meydanında neredeyse tam tur kuyruk var. Neyse ki çok beklemiyoruz. Hızla ilerleyip 20 dakikada kapıya varıyoruz. 

Saint Pietro Basilica'sına girişlerde özellikle kıyafet konusunda çok hassaslar, erkekler dahi capri tipi uzun bermuda şort ile giremiyorlar. Kısa kollu t-shirt'e izin var ama kadınlar için askılı t-shirtleri içeri almıyorlar. Yanınızda bir şal vs bulundurmanızda fayda var.

Basilica di Saint Pietro (veya Aziz Petrus Basilikası) için dünyanın en büyük kilisesi demiştim, 23.000m² arazi üzerine kurulmuş olup 60.000 kişi kapasitesi olan gerçekten çok büyük ve etkileyici bir katedral. Korumasını İsviçre' li muhafızların yaptığı Vatikan Şehrinde bulunan Hıristiyanlığın en önemli eserlerinden biri olan Basilica di Saint Pietro kubbesi ile Roma'nın siluetindeki en önemli parçalardan biri. Vatikan şehrinde Basilica'dan çıktığınız da sağ tarafta İsviçreli Muhafızların fotoğrafını çekebilir ve yine buradaki küçük bir dükkandan hediyelik eşyalar alıp, sevdiklerinize Vatikan Postanesi aracılığı ile kart gönderebilirsiniz.

Vatikan'ı da anılarımıza ve fotoğraf makinelerimize kaydedip Rönesans' ın başkenti Floransa'ya ya da İtalyanların deyişiyle Firenze' ye doğru yola çıkıyoruz...

Görüşmek üzere...

30 Haziran 2012 Cumartesi

Yunanistan'dan İtalya'ya -1 (Selanik)




Yunanistan'dan İtalya'ya -1 (Selanik) 

Yunanistan çok fazla öncelikli görmek istediğim bir yer değildi ama Selanik ve Atatürk'ün evini görme fırsatı beni bu turu almaya iten en önemli etkenlerden biriydi. Gerçi gezimizin büyük bir çoğunluğu İtalya'da geçecekti ama sadece Selanik ve Atatürk'ün evini görebilmek amacıyla uçağı değil de otobüsü tercih ederek turumuza 29 Haziran Cuma akşamı saat 19:00' da Kadıköy Eski Salı pazarı otoparkından başladık... 

Saat 20:00'de Beşiktaş'tan bize katılan yolcularımızı da aldıktan sonra yola çıkıyoruz. Planımız gece yarısı gibi sınırı geçmek. Tekirdağ'da bir köfte molası veriyoruz ve 01:00 gibi İpsala gümrüğündeyiz. Yeri gelmişken bahsetmeden geçemeyeceğim... İpsala gümrüğünde bizim tarafta tek bir kapı çalışıyordu ve gümrük polisimiz çıkış kaşesini pasaportlara vurmak için herkesi tek tek sıraya dizdiği için işlemler çok uzun sürdü. Sırada toplam iki otobüs ve üç araba olmasına rağmen 1 saati aşkın bir süre beklemek zorunda kaldık. Bu sırada dışarıda beklerken inanılmaz bir sivrisinek saldırısına uğruyorsunuz, sınırı arabayla veya otobüsle geçecekler bunu unutmamalı ve önlemlerini almalılar. Ne hikmetse Yunan tarafında bir tane bile sivrisinek yoktu!... Yunan polisinin ise bizi otobüsten bile indirmeyip sadece pasaportları toplayıp giriş kaşesini basması ise enteresandı... Niye biz kendi insanımıza eziyet çektirmeyi severiz anlamam, bunun sebebi herhalde devletimizin insanımıza güvenmemesi olsa gerek diye düşünüyorum... Senin sen olduğunu her zaman ispat etmek zorundasın. Neyse...



 

Kavala'da kahvaltı molamız... Yine Kavala'da ay çiçeği tarlaları...

Sabah 06:00 gibi bir kahvaltı molası veriyoruz. Issız bir otoyolda bir benzinci. Yol kenarları silme ay çiçeği tarlası, manzara nefis. Sanırım Türk turları hep burada mola veriyor olmalılar ki ürünlerin üzerinde Türkçe açıklamalar da var ve çalışanlar az da olsa Türkçe konuşabiliyorlar. Bu güzel bir şey... Yuvarlak kaşarlı bir börek ve yanında kahve ile sabah kahvaltımızı yapıyoruz. Böreklerin içindeki kaşar miktarı inanılmaz fazla ve çok lezzetli. (Börek 2 €, Americano kahve 2,5 €) Tuvaletler ücretsiz... Selanik'e geldiğimizde hayallerimde canlandırdığım şehirden çok daha pis ve çirkin bir şehirle karşılaşıyorum. Sokaklar, yerler pislik içinde. Elimizde ne varsa yere atmak sanıyorum Yunanlılarla bizim ortak özelliğimiz. Avrupa'nın başka hiçbir ülkesinde böyle bir kültür yok. Sebebi ne acaba çok merak ediyorum. Eğitim deseniz, en eğitimlimiz bile arabanın camından çöp atabiliyor. Bunun bence derinlemesine incelenmesi lazım.


Selanik Kordon'dan manzaralar...


Ekonomik kriz sebebiyle olsa gerek neredeyse bütün dükkanlar boş ve kiralık... Bu bende birinci hayal kırıklığını yaratıyor. Türkçe konuşabilen yerel rehberimiz Penelopi ile beraber, bir büyüğünü daha sonra Roma' da göreceğimiz Pantheon'u, Beyaz Kuleyi ve Yunanistan'ın en büyük Katedrali olan Aya Dimitros Katedralini geziyoruz. Tüm Selanik'i tepeden görme imkanı veren bir yere çıkıyoruz ve fotoğraflarımızı çekiyoruz ama hava biraz puslu olduğu için net görüntüler alamıyoruz. Yolda Osmanlı'dan kalma çeşitli konaklar görüyoruz. Çok güzel korunmuşlar ve günümüze kadar gelebilmişler. Hepsi çok iyi durumda.

İkinci hayal kırıklığımı ise Atatürk'ün evinin tadilatta olması sebebiyle içini gezemeyeceğimizi öğrendiğimiz an yaşıyorum. Sadece dışarıdan görebiliyoruz. Böylece bu turu otobüsle yapma fikrimiz tüm albenisini yitiriyor. Artık kendimi İtalya'ya saklıyorum. Neyse ki Selanik'in kordonundaki kafelerde oturup soğuk bir bira eşliğinde denizi seyretmek beni biraz rahatlatıyor. Selanik Kordonu için İzmir'in küçük bir kopyası derler ama bence tırnağı bile olamaz. Geniş balkonlu evleri ile biraz İzmir'i andırıyor o kadar. Gece hayatı güzel diyorlar ama onu da bilemiyorum, gece hayatını görmek için bir daha Selanik' e gelir miyim ondan da emin değilim...


Kordon'dan manzaralar devam ediyor...


Kordon' da biraz yürüyüş yapıyoruz ve Türkçe konuşan bir seyyar satıcıdan kuru üzümlü simit alıyoruz. Çok hoşumuza gidiyor, bizde niçin yok acaba? 

Buluşma saatinde otobüsümüzde yerimizi alıyoruz ve bizi İtalya' ya götürecek feribotumuza binmek üzere Igoumenitsa şehrine doğru yola çıkıyoruz. Avrupa Birliğinin katkısı ile yapılan otobanlar sayesinde rahat ve konforlu bir yolculuk sonrasında küçük bir liman şehri Igoumenitsa' ya varıyoruz.

Igoumenitsa' dan bizi İtalya'nın Ancona şehrine götürecek olan feribotumuza biniyoruz. Otobüsümüz alt katta yerini alırken biz yukarıda bizler için ayrılmış yerlerimize çıkıyoruz. Feribot ismi belki size küçük bir gemi veya bizim İDO feribotlarını çağrıştırmış olabilir ama içerisinde yüzme havuzu, kumarhanesi, restaurantları, cafeleri bulunan küçük bir cruise gibi düşünmeniz daha doğru olur. Bizim yerlerimiz yatabilen Pulman koltuklardı ama son derece rahat 2 - 3 - 4 kişilik kabinleri de mevcut. Superfast ve Anek adlı iki firma sanıyorum ortak çalışıyorlar. Giderken Superfast ile gittik, dönüşümüz Anek ile oldu. İlgilenenler aşağıdaki siteden hem gemi çeşitlerini incelemek hem de online rezervasyon için yararlanabilirler... 
www.web.anek.gr


Kuru üzümlü simit...Harika lezzeti var ...


Artık Avrupa birliğinde olduğumuz için pasaportlarımıza bile bakılmadan gemiye geçiyoruz. Bekleme yerinde hediyelik eşyalar alabileceğiniz dükkanlar var. Gemimiz 20:00 gibi hareket edecek. Gemiye binince önce restaurant'da -Yunanistan' da yaşayan Türk garsonumuz Ömer' in tavsiye ettiği- bir şişe kırmızı Yunan şarabı eşliğinde bir akşam yemeği sonra da geminin arkasında bulunan açık hava barı bizim için çok iyi oluyor ve Adriyatik havasını içimize çekerek gecenin sessizliğinde İtalya' ya doğru epey yol alıyoruz. 02:30 gibi artık biraz uyumamız gerektiğini göz kapaklarımız bize hatırlatınca yerimize dönüp 07:00' ye kadar biraz kestiriyoruz. Yolculuk normalde 14 saat sürüyormuş ancak biz yarım saat geç hareket ettiğimiz ve sanırım da biraz yavaş yol aldığımız için Ancona'ya yanaşmamız İtalya saati ile 12:00' yi buluyor. Kendi aracı ile bu hattı kullanacaklar için mutlaka kabinli bilet almalarını şiddetle tavsiye ediyorum...

İtalya'dan devam edecek...